Salı, Mayıs 26, 2009

Bazen Sevinç, Bazen Keder

Geçtiğimiz Pazar günü yarım kutladığımız şampiyonluk ve Cumartesi günü olası şampiyonluğumuz için bir şeyler karalayacaktım. Fakat Forza'da alttaki yazıyı okudum. Okunsun istedim...
Video'da çalan beste de eşlik etsin size..



müjgan,

sen gittikten sonra her şey değişti, aslına bakarsan hiçbir şey değişmedi. değişmeyen benim, çevremdeki her şey değişti. sen beni terk edeli 9 ay geçmiş. karnında bir bebek gibi taşıdığın sevgin şimdiye doğmak üzereydi ama sen gittin. geçenlerde annenle karşılaştık. pazardan dönüyordu, omuzları çökmüştü. eve kadar beraber yürüdük. senden bahsettik hep. hadi beni geçtim, ona bile uğramıyormuşsun. kadıncağız çok kötü durumda. nereye baksa seni görüyor, kızım müjganım diyor başka da bir şey demiyor. annenin o yıpranmış gözbebeklerine teselli vermeye çalışırken baban geldi. yine bakmadık birbirimizin yüzüne. sanki bir anlığına bile olsa göz göz gelsek yiyecektik birbirimizi. sanki beni ve aileni bırakıp buradan gitmenin suçlusu benmişim, sanki seni ben terk etmişim gibi hala bir hiddet taşıyor içinde. usulca sigarasını ciğerinin köküne kadar çeke çeke geçip gitti yanımdan...

müjgan,

sen gittikten sonra çok içtim. hiç sarhoş olamadım. ağlayamadım da. hep seni sorguladım, hep kendimi sorguladım. hatamı aradım, suçumu bulmaya çalıştım bulamadım. tek yaptığım şey seni sevmekti, adım gibi emindim sen de beni seviyordun ama neden bugünlere geldik anlayamıyorum. bundan 6 yıl önce o sihirli mayıs akşamında göz göze gelişimizi hatırlıyorum. üniversiteden arkadaşın zeliha ile gelmiştiniz maça. deniz tarafına bakan o kalenin tam çaprazından çakmak çakmak gözlerine bakarken bulmuştum kendimi. o nasıl güzel bir akşamdı müjgan hatırlıyor musun? devre arasında ağzında sigara, bıçkın bıçkın ateş arıyordun etrafında. aramızda nereden baksan yirmi metre vardı. sprinter gibi yetişmiştim imdadına. insanları tepeleye tepeleye, merdivenlerden kaya kaya bitmiştim dibinde. küfürler eşliğinde sigaranı yakmıştım. sen gülmüştün. ne güzel gülerdi senin o gözlerin. uğruna ölmeye değer gri gözlerin. maçın sonlarına doğru yanıbaşında ben sadece ve sadece seni izlerken sen maça koyuvermiştin kendini. sergen topla buluştuğunda ellerin buluşmuştu ellerimle. meşin adalet kendisini savururken filelere, sarılmıştın bana. sımsıkı, hiç bırakmamacasına. daha oracıkta aşık oluvermiştik birbirimize. Beşiktaşım, biricik aşkım ve sen. o mayıs akşamı şahit oldu sevgimize. 45 dakikada filizlenen ve şampiyonluk golüyle çiçekler açan birlikteliğimize yıldızlar şahitti. Beşiktaş şampiyondu ve o gece herkes başka bir alemdi müjgan...

müjgan,

sen beni bırakıp gittikten sonra hiç uyuyamadım. uyurken bile uyuyamadım. gözüm kapalıyken bile seni görüyordum. sen beni terk edip gideli dokuz ay oldu. ılık bir ağustos akşamının terkisinde sen gittin ve ben Beşiktaşımla yalnız kaldım. bu mektubu okur musun bilemem. ama ben yazacağım. sanki sen hep yanımdaymışsın gibi, beni burada yalnız bırakmamışsın gibi, yine her zamanki gibi Beşiktaş maçlarını beraber izlemişiz gibi yazacağım. sen gittin müjgan, ben senin ardından isyanımla antalya'ya gittim. zehir bir sıcağın altında, o garip ağustos akşamında 2-0'dan geriye dönüşü sensiz izledim. sanki şampiyonluk maçıydı. sanki 33 haftanın teri birikmişti Beşiktaşlıların üzerinde. dakika doksandı, bobo rüzgar gibi topu aldı önüne, geçti kaleciyi ve vurdu. herkes ayağa kalktı son dakikada gelen golün sevinciyle, ben elini aradım. elimi tutan elini aradım müjgan. bana sarılmanı, sarıldığında burnuma gelecek olan saçlarının çilek kokusunu aradım. bulamadım...

müjgan,

sen yokken çok maç yaptık hayatla. son dakikada gerilerden geldik, son dakika golleri yedik. yağmur yedik, çamur yedik. deplasman otobüslerinde kaba etimizi şişirdik. aynı bıraktığın gibiydi müjgan aynı bıraktığın gibi. senin beni bıraktığın yerden devam ettik. avrupa hezimetleri tam gaz yoluna devam ederken, facialar direği yalayıp geçerken her zamanki gibiydik. inönü hiç susmadı, bayraklar hep dalgalandı. marşlarımız dudaklarımızda, yumruklarımız hep havadaydı. anadolunun dört bir yanına gittik sensiz. antepten kırmızı toprak getirdim sana, izmit'ten çelik kokusu, ankara'dan yalnızlık korkusu. getirdim hepsini yığdım odanın ortasına. ateş yaktım, türküler söyledim sen yoktun. gelmedin, kapımı çalmadın.

müjgan,

geçen hafta yine inönü'deydik. galatasaray geldi kapımıza, sefa geldi hoş geldi. heyecanlıydı çocuklar, ayakları tutmuyordu kimi zaman. gol yedik, gol attık, kalemizde tehlike yaşadık, yaşattık. yani bildiğin gibiydi her şey. 6 yıl önceki gibi herkes heyecanlıydı. her yer tıklım tıklımdı. iğne atsan havada kırılırdı. nefesimizi tuttuk, diğer maça dayadık kulağımızı. olmadı, şampiyonluk turumuzu atamadık. içimizde tuttuk, biraz daha sabır dedik. maç çıkışında görmeliydin sokakları. insanlar cıvıl cıvıldı, panayır yeri gibiydi caddeler. meşaleler yakıldı, halaylar çekildi, türküler söylendi. işte o günden sonra annenin yanına gittim müjgan. ben gitmesem ayaklarım götürecekti neden bilmiyorum. belki de o 6 yıl öncesine gittim. birbirine benzeyen o esmer akşamların tek eksiği olan seni, biraz olsun annenin yorgun coğrafyasına bezenmiş yüzünün çizgilerinden anımsamak istedim. dedim ya annen çok üzgündü. hadi beni geçtim ona bile uğramıyormuşsun. rüyalarına bile girmiyormuşsun kadıncağızın. baban dediğim gibi, yüzüme bile bakmadı müjgan. sanki seni ben öldürdüm, sanki vücuduna giren o habis ur bendim müjgan. bir buçuk aylık çocuğumuza gebe, 2 ayda beyin tümörü aldı seni götürdü bizden. sen beni terk edeli 9 ay geçmiş. karnında bir bebek gibi taşıdığın sevgin şimdiye doğmak üzereydi ama sen gittin...

müjgan ben seni çok özledim...
annen bahçesinden karanfil verdi üç tane. ikisi beyaz biri kırmızı. üçünü de az önce toprağına işledim. rüzgarda uçuşan çilek kokulu saçlarına takar gibi, göğsünün orta yerine yaslar gibi, alnının ortasından öper gibi işledim toprağına. Beşiktaş çarşısından su getirdim. çatlamış dudaklarına döker gibi bıraktım mermer tablaya. ve bu mektubu bıraktım başının ucuna. sana aldığım ilk çiçeğin nazar boncuğuyla iliştirdim ucuna.

müjgan, vallahi de billahi de ben seni çok özledim.

anlatacak çok şey var ama bilirsin ben konuşamam. ancak yazabilirim. bıraksalar saatlerce dururum yanıbaşında. ama gidecek bir yolum var, senin adına senin sözüne uzun bir yolum var. cennetin kapısına gider gibi, son mutluluk gözyaşına yemin eder gibi, senin şerefine gidilecek bir yolum var. bu akşam harem'den otobüse biniyorum. yarın denizli'deyim. hafta sonu en nadide koltukların birinde ve yanımda senin boş koltuğun şampiyonluk maçını izleyeceğim. atılacak goller var müjgan, kazanılacak şampiyonluklar var. her kontra atakta dudaklarını arayacağım, her ara pasta elini tutmak isteyeceğim, her son vuruşta saçlarını koklayacağım. şampiyon olacağım müjgan, sana yemin olsun şampiyon olmadan dönmeyeceğim...

Kaynak

0 yorum:

Bu gadget'ta bir hata oluştu

  © Blogger templates Brooklyn by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP