Pazar, Mayıs 31, 2009

Şampiyon Beşiktaşım...

Şampiyonluk Bizim, Kupa Bizim!

Şükürler olsun..

Salı, Mayıs 26, 2009

Bazen Sevinç, Bazen Keder

Geçtiğimiz Pazar günü yarım kutladığımız şampiyonluk ve Cumartesi günü olası şampiyonluğumuz için bir şeyler karalayacaktım. Fakat Forza'da alttaki yazıyı okudum. Okunsun istedim...
Video'da çalan beste de eşlik etsin size..



müjgan,

sen gittikten sonra her şey değişti, aslına bakarsan hiçbir şey değişmedi. değişmeyen benim, çevremdeki her şey değişti. sen beni terk edeli 9 ay geçmiş. karnında bir bebek gibi taşıdığın sevgin şimdiye doğmak üzereydi ama sen gittin. geçenlerde annenle karşılaştık. pazardan dönüyordu, omuzları çökmüştü. eve kadar beraber yürüdük. senden bahsettik hep. hadi beni geçtim, ona bile uğramıyormuşsun. kadıncağız çok kötü durumda. nereye baksa seni görüyor, kızım müjganım diyor başka da bir şey demiyor. annenin o yıpranmış gözbebeklerine teselli vermeye çalışırken baban geldi. yine bakmadık birbirimizin yüzüne. sanki bir anlığına bile olsa göz göz gelsek yiyecektik birbirimizi. sanki beni ve aileni bırakıp buradan gitmenin suçlusu benmişim, sanki seni ben terk etmişim gibi hala bir hiddet taşıyor içinde. usulca sigarasını ciğerinin köküne kadar çeke çeke geçip gitti yanımdan...

müjgan,

sen gittikten sonra çok içtim. hiç sarhoş olamadım. ağlayamadım da. hep seni sorguladım, hep kendimi sorguladım. hatamı aradım, suçumu bulmaya çalıştım bulamadım. tek yaptığım şey seni sevmekti, adım gibi emindim sen de beni seviyordun ama neden bugünlere geldik anlayamıyorum. bundan 6 yıl önce o sihirli mayıs akşamında göz göze gelişimizi hatırlıyorum. üniversiteden arkadaşın zeliha ile gelmiştiniz maça. deniz tarafına bakan o kalenin tam çaprazından çakmak çakmak gözlerine bakarken bulmuştum kendimi. o nasıl güzel bir akşamdı müjgan hatırlıyor musun? devre arasında ağzında sigara, bıçkın bıçkın ateş arıyordun etrafında. aramızda nereden baksan yirmi metre vardı. sprinter gibi yetişmiştim imdadına. insanları tepeleye tepeleye, merdivenlerden kaya kaya bitmiştim dibinde. küfürler eşliğinde sigaranı yakmıştım. sen gülmüştün. ne güzel gülerdi senin o gözlerin. uğruna ölmeye değer gri gözlerin. maçın sonlarına doğru yanıbaşında ben sadece ve sadece seni izlerken sen maça koyuvermiştin kendini. sergen topla buluştuğunda ellerin buluşmuştu ellerimle. meşin adalet kendisini savururken filelere, sarılmıştın bana. sımsıkı, hiç bırakmamacasına. daha oracıkta aşık oluvermiştik birbirimize. Beşiktaşım, biricik aşkım ve sen. o mayıs akşamı şahit oldu sevgimize. 45 dakikada filizlenen ve şampiyonluk golüyle çiçekler açan birlikteliğimize yıldızlar şahitti. Beşiktaş şampiyondu ve o gece herkes başka bir alemdi müjgan...

müjgan,

sen beni bırakıp gittikten sonra hiç uyuyamadım. uyurken bile uyuyamadım. gözüm kapalıyken bile seni görüyordum. sen beni terk edip gideli dokuz ay oldu. ılık bir ağustos akşamının terkisinde sen gittin ve ben Beşiktaşımla yalnız kaldım. bu mektubu okur musun bilemem. ama ben yazacağım. sanki sen hep yanımdaymışsın gibi, beni burada yalnız bırakmamışsın gibi, yine her zamanki gibi Beşiktaş maçlarını beraber izlemişiz gibi yazacağım. sen gittin müjgan, ben senin ardından isyanımla antalya'ya gittim. zehir bir sıcağın altında, o garip ağustos akşamında 2-0'dan geriye dönüşü sensiz izledim. sanki şampiyonluk maçıydı. sanki 33 haftanın teri birikmişti Beşiktaşlıların üzerinde. dakika doksandı, bobo rüzgar gibi topu aldı önüne, geçti kaleciyi ve vurdu. herkes ayağa kalktı son dakikada gelen golün sevinciyle, ben elini aradım. elimi tutan elini aradım müjgan. bana sarılmanı, sarıldığında burnuma gelecek olan saçlarının çilek kokusunu aradım. bulamadım...

müjgan,

sen yokken çok maç yaptık hayatla. son dakikada gerilerden geldik, son dakika golleri yedik. yağmur yedik, çamur yedik. deplasman otobüslerinde kaba etimizi şişirdik. aynı bıraktığın gibiydi müjgan aynı bıraktığın gibi. senin beni bıraktığın yerden devam ettik. avrupa hezimetleri tam gaz yoluna devam ederken, facialar direği yalayıp geçerken her zamanki gibiydik. inönü hiç susmadı, bayraklar hep dalgalandı. marşlarımız dudaklarımızda, yumruklarımız hep havadaydı. anadolunun dört bir yanına gittik sensiz. antepten kırmızı toprak getirdim sana, izmit'ten çelik kokusu, ankara'dan yalnızlık korkusu. getirdim hepsini yığdım odanın ortasına. ateş yaktım, türküler söyledim sen yoktun. gelmedin, kapımı çalmadın.

müjgan,

geçen hafta yine inönü'deydik. galatasaray geldi kapımıza, sefa geldi hoş geldi. heyecanlıydı çocuklar, ayakları tutmuyordu kimi zaman. gol yedik, gol attık, kalemizde tehlike yaşadık, yaşattık. yani bildiğin gibiydi her şey. 6 yıl önceki gibi herkes heyecanlıydı. her yer tıklım tıklımdı. iğne atsan havada kırılırdı. nefesimizi tuttuk, diğer maça dayadık kulağımızı. olmadı, şampiyonluk turumuzu atamadık. içimizde tuttuk, biraz daha sabır dedik. maç çıkışında görmeliydin sokakları. insanlar cıvıl cıvıldı, panayır yeri gibiydi caddeler. meşaleler yakıldı, halaylar çekildi, türküler söylendi. işte o günden sonra annenin yanına gittim müjgan. ben gitmesem ayaklarım götürecekti neden bilmiyorum. belki de o 6 yıl öncesine gittim. birbirine benzeyen o esmer akşamların tek eksiği olan seni, biraz olsun annenin yorgun coğrafyasına bezenmiş yüzünün çizgilerinden anımsamak istedim. dedim ya annen çok üzgündü. hadi beni geçtim ona bile uğramıyormuşsun. rüyalarına bile girmiyormuşsun kadıncağızın. baban dediğim gibi, yüzüme bile bakmadı müjgan. sanki seni ben öldürdüm, sanki vücuduna giren o habis ur bendim müjgan. bir buçuk aylık çocuğumuza gebe, 2 ayda beyin tümörü aldı seni götürdü bizden. sen beni terk edeli 9 ay geçmiş. karnında bir bebek gibi taşıdığın sevgin şimdiye doğmak üzereydi ama sen gittin...

müjgan ben seni çok özledim...
annen bahçesinden karanfil verdi üç tane. ikisi beyaz biri kırmızı. üçünü de az önce toprağına işledim. rüzgarda uçuşan çilek kokulu saçlarına takar gibi, göğsünün orta yerine yaslar gibi, alnının ortasından öper gibi işledim toprağına. Beşiktaş çarşısından su getirdim. çatlamış dudaklarına döker gibi bıraktım mermer tablaya. ve bu mektubu bıraktım başının ucuna. sana aldığım ilk çiçeğin nazar boncuğuyla iliştirdim ucuna.

müjgan, vallahi de billahi de ben seni çok özledim.

anlatacak çok şey var ama bilirsin ben konuşamam. ancak yazabilirim. bıraksalar saatlerce dururum yanıbaşında. ama gidecek bir yolum var, senin adına senin sözüne uzun bir yolum var. cennetin kapısına gider gibi, son mutluluk gözyaşına yemin eder gibi, senin şerefine gidilecek bir yolum var. bu akşam harem'den otobüse biniyorum. yarın denizli'deyim. hafta sonu en nadide koltukların birinde ve yanımda senin boş koltuğun şampiyonluk maçını izleyeceğim. atılacak goller var müjgan, kazanılacak şampiyonluklar var. her kontra atakta dudaklarını arayacağım, her ara pasta elini tutmak isteyeceğim, her son vuruşta saçlarını koklayacağım. şampiyon olacağım müjgan, sana yemin olsun şampiyon olmadan dönmeyeceğim...

Kaynak

Cuma, Mayıs 15, 2009

Kuzuların Kuzusu, Cadıların Cadısı (:

Dünya güzeli, minik kuzenim Elif (:
Kendisi aslında Fenerbahçeli, bir türlü Beşiktaşlı yapamadım kendisini. Fakat bu akşam yine "abiiii" diye bağıra bağıra çaldı kapımı, biraz oyundan sonra tutturdu fotoğraf çek diye. Şaşırdım. Çünkü daha önce onca ısrarıma rağmen izin vermiyordu, saklıyordu yüzünü falan. Fırsat bu fırsat kaptım fotoğraf makinesini çekicem ama şans ya şarj'ı yok, İzmirden geldikten sonra ellememiştim hiç şarj'ı bitmiş haliyle. Şarj'a taktım, bu sürede onu oyalayıp fotoğraf çekinme hevesinin geçmemesini sağlamam gerekiyordu. Biraz daha oyun oynadık, yuvarlandık yatakta top falan oynadık ki çok zevkliydi, özlemişim çocuk olmayı yahu (: Şarjımız da doldu sayılır, bizi idare edecekti en azından. Minik kuzenim bile anladı artık sanırım kupa göremeyeceğini ki ben yönlendirmeden atkımı kaptı, topu aldı ve formalarımın olduğu koltuğa uzandı bir de "ben hazırıııım" diye bağırdı (: Ha, Beşiktaşlı oldu mu? Olmadı yine, bilekliklerime de göz dikti hatta ama yine de Beşiktaşlı olmadı, canı sağolsun onun yirim ben onu (:

Salı, Mayıs 12, 2009

Mızıkacı Amca


Elinde mızıkayla poz vermiş, saçı sakalı birbirine karışmış yaşlı bir amca. Fotoğraf'ta görünen bu...

Sebebini bilmediğim bir şekilde çok seviyorum bu fotoğrafı ve bu amcayı. Hayatın gerçek yüzünü görüyorum her bakışımda. Hayattan kazığını yemiş de olsa, mutludur eminim mızıkasıyla...

Hüznü görüyorum bazen, bazense umudu. Ve hep hayıflanıyorum; mızıkasını çalarken dinleyemiyorum diye.

Seviyorum bu amcayı...

Pazar, Mayıs 10, 2009

Gitgide Alışıyorum Sana

Gitgide alışıyorum sana...
Hiç bir alışkanlık bu kadar güzel olamaz...
Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin...
Yanımda olduğun zamanlar;
sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor,
alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun...
Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan...
Alışkanlıklar daima korkutur beni...
Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim...
Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır...
Fakat şimdi sana alışıyorum...
Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor.
Yalnız içimde garip bir korku var.
Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum...
Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini
daha değerlisini verememekten korkuyorum...
Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla
yapayalnız bırakmaktan korkuyorum...
Oysaki her zaman ve günün her saatinde yanında olmalıyım senin...
Bana alışmış olmaktan pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı...
Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp
emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni...
Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz.
Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim...
"Bana alış" demeyeceğim... Nasıl olsa alışacaksın bir gün...
Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin,
o zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla,
sevginle yepyeni bir "ben" yaratacaksın benden!

İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan.
Sevgimle mukayese edebileceğim tek şeyi beni sevmende buldum...
Ömrümde kimse bana sevmenin gerekliliğini öğretmedi.
Kimseden sevgisini istemedim, verdiler almadım.
Bencildim bir zamanlar, sevmek benim hakkım diyordum.
Oysaki şimdi bir zamanlar hiç sevmemiş olduğumu
kendi kendime biraz da utanarak itiraf ediyorum.
Asıl büyük sevgiyi seni sevmekte buldum ve sevgim
senin sevginle değerleniyor, ayrı bir anlam kazanıyor...
Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım.
Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştanbaşa
seni görecekler içimde...
Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun?
Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz.
İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan.
Her yerde iki olduğumuz için
bir bütün haline geliyoruz durmadan...

Alışkanlığım devamlı sana çekiyor beni...
Durup durup dudaklarını öpmek geliyor içimden...
Saçlarını okşamak geliyor, ellerini tutmak geliyor...
Kokunun tenime sindiğini hissediyorum geceleri...
Teninin dudaklarımda eridiğini hissediyorum...
Boynunun en güzel yerini benden başkası bilemez artık...
Seni kimse benim kadar benimle bir bütün olduğuna inandıramaz....
Gitgide bu alışkanlığın içinde kaybolduğumu hissediyorum...
Beni yaşadığım zamanın dışına çıkarıyorsun.
Bir gün tarih öncesinde yaşıyoruz , bir gün bulutların üstünde...
Uzun süren bir baygınlık sonrasının
o anlatılmaz baş dönmesi içindeyim...
Bütün merdivenler birbirine eklendiği zaman
seninle vardığım yüksekliğe erişemez...
Açılmış bütün kuyuların derinliği
içimde seni bulduğum yer kadar derin değil...
Alışkanlık kozasını ören bir ipekböceği gibi gitgide tamamlıyor bizi.
Emsalsiz bir oluşun içinde yuvarlanıyoruz.
Korkunç bir yangın başladı yüreklerimizde.
Özlem, kıskançlık, arzu ne varsa içimizde hepsi birdenbire tutuştu.
Alev almayan bir yerimiz kalmadı.
Alevlerimiz muhteşem bir kızıllığın içinde yıldızlara kadar uzanıyor.
Hiç bir su, bu ateşi söndüremez artık.
Nehirle, denizler boşalsa üstümüze hiç sönmeyeceğimizi biliyorum.
Bu yangın biz birer kor haline gelinceye kadar sürecek.
Önce bakışlarımız alıştı birbirine, sonra parmak uçlarımız...
Bu oluş tamamlandığı anda yeryüzünde
bizden güçlüsü olmayacak!
En mutlu olduğumuz yerde en güçlü de olacağız seninle...
Bu bir sonun değil bir varoluşun başlangıcıdır.
Geçmişteki tüm alışkanlıkların bana alışmanı önleyemez artık...

Ümit Yaşar OĞUZCAN

(:

Cumartesi, Mayıs 09, 2009

Annem..

Beni,
benden çok sevdiğine inandığım tek insan; Annem..

Anneler günün kutlu olsun.. (:

Perşembe, Mayıs 07, 2009

Kayalıklar..


Kayalıklarım vardı benim ya...
Lise'den bu yana her fırsatta gittiğim, boğaz manzarasıyla katışık güneşin batışını izlediğim kayalıklar. Canım sıkkın olduğunda özellikle tek başıma gider otururdum. Bazen resim çizerdim ama genelde boş boş bakınırdım. Avdan dönen balıkçı teknelerinin o "tar tar tar" sesini çok severdim, her ne kadar gürültülü bir ses olsa da huzur verirdi sanki. Kimi zaman arkadaşlarla giderdik gecenin geç saatlerinde, biralarımız ile birlikte. Güzel muhabbetler hatırlıyorum o anlara dair...

"Kayalıklar...Dalga sesi...Martılar...ve bir de dilersen, sen?" diye not düşmüştüm bir keresinde defterime, kimseciğim'i düşünerek (:

Uzun zamandır gidemiyorum, günün batışını izleyemiyorum, boş boş bakamıyorum boğaz'a, tar tar sesini bile unuttum ve bunların hepsini çok özledim.

Bahar geldi, yaz da geldi gelecek. Kavuşmak lazım artık kayalıklarımla...

Salı, Mayıs 05, 2009

O

14.
O, hep bildiğin, tanıdığın; ama hiç karşılaşmadığın -
karşılaşamayacağını sandığındır: Şimdi bütün 'bilgi' yö-
rüngen değişecek;artık bambaşka yataklardan akacak,
'düşünce' ırmağın.
Oysa, hep ona göre ayarlamıştın kendini - ama, başka
gezegenlerle, başka nehirlerle... .
Yepyeni bir gelecek haritası çizeceksin şimdi : bugüne
dek yaşadıklarının ötesine geçen; ötelerde biryerlerde yeni
yerlere götüren yeni yollar belirleyen bir harita: kendine
doğru artık yokoluş olarak dokunmayan; varoluş yerlerini
de'-yeniden- belirleyen bir harita ...
-Evrenin ve dünyan -gökyüzün ve yeryüzün- değişecek,
artık, şimdi, işte!

(Oruç Aruoba, Metis Yayınları, Hani, 2004, Sy. 36)

Cumartesi, Mayıs 02, 2009

Kartal Şampiyonluk Turu At!

Çok fazla şey karalamaya gerek yok, gece 03:00 otobüsüyle İstanbul'a gidiyorum. Geçmiş senelerdeki gibi bir heyecan yok içimde, farklı bu kez. 2 senedir İnönü'deki fener maçlarındaki mağlubiyetler sonucu şampiyonluk hevesimiz kursağımızda kalıyordu. Bu kez durum farklı, ne yaptığını bilen bir takım var peşinden koştuğumuz. Bu kez maç öncesi kendimi frenledim, heyecanı bir nebze olsun dizginledim. Maç sonuna saklıyorum tüm sevinçleri (:

Allah'ın izniyle mutlu mesud döneceğim İstanbul'dan. Döner dönmez de, çöken bilgisayarım sonucu kaybolan 40 gb kadar fotoğraf, müzik vs. arşivime üzülmeye başlayacağım. Şu an üzerinde yazdığım bilgisayarla öyle yabancıyız ki, iki adım mesafeden yazasım geliyor. Arşivimi istiyorum ben!

Neyse, gider ayak bir yazı yazayım istedimdi; Saldır Beşiktaş!

Bu gadget'ta bir hata oluştu

  © Blogger templates Brooklyn by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP